İSLAM DİNİNDE YETİMLERİN HİMAYESİ
Seher SALCIOĞLU / 
  

İSLAM DİNİNDE YETİMLERİN HİMAYESİ

 

     Doğumla başlayıp ölümle son bulan insan hayatı, birçok zorlukla ve problemle doludur. Bu problemlerin bazıları kolayca halledilebilir olmasına karşın bazıları da insan hayatında derin izler bırakır. Özellikle çocukluk döneminde geçirilen zorluklar, kazalar, doğal afetler, aile üyelerinden birinin ölümü gibi olaylar kişiyi yaşamı boyunca etkileyebilmektedir. Üstelik vefat eden aile üyelerinden birinin veya her ikisinin anne ve baba olması, çocuğun ruhsal, fiziksel ve duygusal dünyasında büyük boşluklar ve yaralar açmaktadır. İşte böyle durumlarda İslam dini, yetimlere sahip çıkılmasını, onlara hassasiyet gösterilmesini istemiş, mallarına göz dikilmemesini, onlara herhangi bir şekilde haksızlık yapılmamasını emretmiştir.

     Yetim; kelime olarak yalnız kalmak, tek başına kalmak anlamına gelmektedir. Istılah anlamında ise; genel anlamda ve yaygın olarak buluğ çağına ermeden babalarını kaybetmiş, kendileri için çalışıp kazananı olmayan küçük çocuklara denir.  “Buluğ çağına girmeden” istisnası bu çağdan sonra yetimliğin kalkacağını bildiren hadis sebebiyledir. Çünkü artık bu kişi malını düzgünce kullanıp, onu işleterek hayatını devam ettirebilecek olgunluğa erişmiştir. Yani kişinin, ergenlik çağına gelip rüşt(akli olgunluk) seviyesine ulaşmasıyla yetimlik vasfı sona erer. Bu iki şart önemlidir. Ergenlik çağına ulaşmanın gerekliliği Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle ifade edilir: "Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin." Evlilik çağından maksat ergenlik çağıdır. Ergenlik çağı, sosyal çevre ve kişinin fiziksel yapısına göre değişkenlik göstermesine rağmen genelde erkeklerde 15, kızlarda ise 13-15 yaşlarında ortaya çıktığı ifade edilmektedir.

   

     İkinci bir gereklilik olarak saydığımız rüşt kavramına gelecek olursak, rüşt; mükellefiyet çağına ulaşmak, dine ve dünyaya zararlı olan şeyleri bilerek işlerini güzelce idare edebilecek şekilde olgun davranmak anlamına gelmektedir. Malını koruma hususunda akıllıca davranarak, sefahatten ve israftan kaçınan kimseye de reşit denir" Rüşte ulaşmanın gerekliliği ise ayette şöyle ifade edilmektedir: “Rüşt çağına gelinceye değin yetimin malına dokunmayın. Bununla birlikte, onun yararına olması için malının değerini koruma ve artırmaya yönelik tasarruflarda bulunabilirsiniz… ” Rüşt çağına gelinceye kadar yetimlere mallarının verilmemesi onları korumaya yönelik bir önlemdir.                                                   

     “Yetim, kendi malını idare edemeyeceği için, onun mallarını vâsisi idare eder. Onun şahsî işlerini ise velisi yürütür. Vâsi, yetimin malından, maddî zararı kesin olan harcamalarda bulunamaz.”Yani vâsiye düşen görev yetimin malını en güzel şekilde korumak, vakti geldiğinde de kendisine teslim etmektir. 

     İslam’dan önce Araplar arasındaki yetim algısına kısaca bir göz atacak olursak, Arap kabileleri arasında savaş ve kan davalarının, oldukça yaygın olan bir vâkıa olduğunu görürüz. Kabileler arasında haram aylar denilen aylar dışında sürekli savaşlar olmakta ve bu savaşlar sonucunda da birçok insan ölmekte, ölen kişilerde ardında birçok yetim ve kimsesiz bırakmakta idi. Geride kalan bu yetimlerin, babalarından kendilerine kalan mallar üzerinde tasarruf yetkileri yoktu. “Çünkü o günkü Arap Yarımadasında, o günün adet ve geleneğine göre, kızların, eli silah tutmayan çocukların, savaşa katılmayan yaşlıların ve kadınların mirastan pay alma hakları yoktu.” Ama İslam, yetimlere önem vermiş ve kanuni mirasçı olmadıkları halde onlara miras dağıtımı sırasında mirastan bir pay verilmesini istemiştir. Söz konusu ayet Nisa suresinde : "Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin. şeklinde geçmektedir.

     İşte İslam, kendinden önceki kötü adet ve uygulamaları bir kenara itmiş ve yetimlerin haklarının gözetilmesini, yetimin gönlünün hoş tutulmasını, onların himayelerine dikkat edilmesini, mallarına iyilikle sahip çıkılmasını istemiştir. Böyle iyilikle davrananlara da çeşitli mükâfatlar verileceği bildirilmiştir. Zîra bir hadîs-i şerîfde Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: "Yetime bakan; ister kendisinin isterse başkasının olsun, ben ve o cennette şu ikisi (orta ve işaret parmaklarını birleştirerek) gibiyiz"    

     Yetimlere sahip çıkma, sadece onları yedirip içirme, maddi ihtiyaçlarını karşılama ile olmaz. Onların doğru bir kişilik geliştirmelerine yardımcı olunmalı, yaşadığı olaylardan dolayı hayata karşı ümitsiz bir şekilde bakmalarına izin verilmemeli yani her türlü maddi ve manevi destek sağlanarak, kendileriyle barışık, sağlıklı bireyler olarak yetişmelerine ortam hazırlanmalıdır.  Her konuda bize örneklik teşkil eden Yüce Kur'ân şöyle buyurmaktadır. “O halde sen de sakın yetimlere kötü davranma”  Bu ayetle her türlü maddi ve manevi eziyet yasaklanmıştır. Böylelikle Kur'an, bu tür çocuklara hem özenle yaklaşılmasını teşvik etmiş, hem de onlar hakkında kötü düşünen ve yanlış uygulama içerisinde bulunanların uğrayacakları kötü sonucu şu şekilde belirtmiştir. "Gerçek, yetimlerin mallarını haksız (ve haram) olarak yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir" Bu ayetin ilk muhataplarından olan sahabe, yetimlerin haklarına gerekli hassasiyeti gösteremeyecekleri endişesiyle, kendileri ile beraber yaşayan yetimlerin yiyecek ve içeceklerini ayırmaya başlamışlar ve onlardan uzak durarak bu endişeden kurtulmaya çalışmışlardır. Bunun üzerine "Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onları iyi yetiştirmek (yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, yararlı iş yapanı bozguncudan ayırır"ayeti indirilerek amacın yetim çocuklardan uzaklaşmak olmadığı ifade edilmiş ve onların toplum içerisinde toplumla beraber yaşamalarının gerekliliğine vurgu yapılmıştır. Sosyalleşmeleri için toplum arasına katılmaları istenmiştir. Nisâ suresinde belirtilen “yetim malı yemek”ten maksat; onların mallarına sahip çıkmak, haklarını yemektir. Yoksa içerisinde yetim bulunan bir aileyi ziyarete gidildiğinde onların ikram ettiği bir şekeri almamak değildir. Yetimin hakkına riayet etmemek sakınılması gereken davranışlardandır.

     Peygamber Efendimiz, bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: "Siz (fertlerin ve milletlerin mahvolmasına sebep olan) helâk edici yedi günahtan sakınınız!" Ashabı kirâm: "Yâ Rasûlüllah! Bunlar hangileridir?" diye sorunca, Peygamberimiz: "Âllah'a şirk (ortak koşmak), büyü yapmak, Allah Teâlâ'nın öldürülmesini haram kıldığı kimseyi öldürmek-haklı olarak öldürülen müstesna; tefecilik; yetim malı yemek; düşman ile savaşırken kaçmak; evli ve hiç bir şeyden haberi olmayan namuslu bir kadına zinâ isnâd ve iftira etmektir" buyurmuşlardır.

     Sonuç olarak hükümleri evrensel olan İslam, önceleri varlıkları bile tanınmayan yetimlere son derece önem atfetmiş, onların maddi ve manevi değerlerinin en iyi şekilde muhafaza edilmesini istemiş, emre uyanları mükâfatlandıracağını, itaatsizlik edenleri de cezalandıracağını bildirmiştir. 

 

 



 
  • Bu fotoğrafı puanlayın
    • Currently 3.5/5 Stars.
    • 1
    • 2
    • 3
    • 4
    • 5
    (6 oy aldı, ortalama 5 üzerinden 5)
  • Bu yazı 6160 defa okunmuş.
  • İSLAM DİNİNDE YETİMLERİN HİMAYESİ İSLAM DİNİNDE YETİMLERİN HİMAYESİ
YORUMLAR (0)
Facebookda Yorum Yapın
  • Copyright © 2014 - Yetimler Kervanı Tüm hakları saklıdır. Adres: Şifa Mah. Salim sokak No:3 Kat:1-2-3 Malatya/Merkez Tel: 0 422 324 39 39 Faks: 0 422 324 39 39
  • Designed by MS